Varmak değil, sadece gitmek... gitmek

hürriyet

fiona ve shrek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fiona ve shrek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2011 Çarşamba

california academy of science


blog yazmaya gereksiz bir ara verdim. bi daha bu kadar ara vermemek umuduyla..

san francisco gezimizin ilk günü ayağımızın tozuyla ziyaret ettik burayı ve hayran kaldık. aslında ayrım yapmak zor ama planetariumda dünyanın oluşumunu -big bang- geçirdiği evreleri izlemek şahane bir deneyimdi. dinazor, balina iskeletleri, doldurulmuş aslan, kaplan, ayı, geyik, zürafa ve maymunlar... 



bu bulanık resmi nerden seçmişim, acaba aşağıdaki koca balığı görebilecek misiniz?


fotoğrafı camın arkasından çekerken bile korkmuştum.



fotografı tam ışığın vurduğu yerden geçerken çekmem süper olmuş, her ne kadar planlamamış da olsam


bakın burda kim var


bu fotoğrafı da çok seviyorum.


çok güzeller... 


en büyük kuş ve yumurtası


delinin biri üşenmemiş uğur böceklerini toplayıp iğneyle panoya tutturmuş:) tabiki deli değil değerli bilim adamımız hiç bir uğur böceğinin sırtındaki desenin aynı olmadığını göstermek istemiş bize.

NOT: bence kesinlikle başlığa tıklayıp siteyi incelemelisiniz:)

18 Mart 2011 Cuma

exploratorium

san franciscoya gittiğimizde ziyaret ettiğimiz müzelerden biri de exploratoriumdu. ilk başta bana biraz bizim bilim sanat şenliklerini hatırlattı ama ilerledikçe onun kat kat ötesinde deneyimler yaşandığını gördüm, buraya çocukken gelip bir kaç saat geçirip tüm deneyleri yapmak vardı... o zaman nerelerde olurdum merak ediyorum.
sizin için bir kaç eğlenceli fotoğraf seçtim.


exploratorium binası palace of fine arts ın içinde. oraya giderken bu görkemli binadan geçiliyor.




araba bozulmuş olabilir ama bu bizim eğlenmemize engel olamaz.


sonunda shrek kendine uygun sandalyeyi buldu.


dumanla haberleşmeyi de öğrendik


alice harikalar diyarında


şekle aldanmayın:)
daha bir sürü var ama bunlar benim sizin için seçtiklerim. san francisco gezisinden anlatılacak çok şey var, onlar da bir dahaki sefere.

not: başlığa tıklarsanız orjinal siteye ulaşabilirsiniz

31 Ocak 2011 Pazartesi

bir zamanlar



yolladılar onu avrupaya kendi yoluna bulmaya, derken bir gün iki yıl sonra bir de küpe takmış kulağına...

25 Ocak 2011 Salı

bir çölyaklının sıklıkla duyduğu sözler (Alıntı)


  1. Bir lokmadan birşey olmaz.
  2. Canım ekmek yemeyiverin...daha iyi kilo almazsınız
  3. Birazcık tadına bakıverin, sizin için yaptım (tadına bakılacak şey: kepekli kurabiye)
  4. Biz şimdi yerken siz bakacak mısınız? Biz rahatsız oluruz ama...(Et, pirinç pilavı ve salata olan bir yemekte bile bu tip birşey duyabilirsiniz)
  5. Aman ben şimdi sana ne ikram edeceğim...tüh tüh
  6. Bulaşıcı bir hastalık mıdır?
  7. Genetik mi? Çocuğumda da olabilir mi?
  8. Ne kadar titizsiniz?
  9. Çölyak nereye bağlı bir köy(ya da kasaba)?
  10. TEMA Vakfı ile bir ilişkiniz va mı? Ormanlarınızı mı koruyorsunuz? Türkiye çölleşmesin diye mi çalışıyorsunuz?(cavap: Hayır, bağırsaklarımızdaki villuslar yok olup, bağırsaklarımız çölleşmesin diye çalışıyoruz olabilir)
  11. Diyetime uyduğum halde değerlerim hep pozitif çıkıyor...neden acaba?(Bira içmeyin, bulgur pilavı yemeyin..
başlığa tıklarsanız alıntı yaptığım çölyak derneği ankara nın sitesine ulaşabilirsiniz

24 Ocak 2011 Pazartesi

harlem





brain adams konserini atladık bari harlem unutulmasın dedim bir kaç fotograf yükledim

18 Ocak 2011 Salı

pyramid lake

geçtiğimiz pazartesi martin luther king jr. günü olması nedeniyle tatildi. ikinci dönem henüz başlamadığı ve bizim gibi delilere hergün tatil olduğu halde biz özellikle bugünü seçtik piramid gölüne gitmek için. aslında bugünün tek anlam ve önemi güneşli ve sıcak birgün olmasıydı. sabah parktaki yürüyüşümüz sırasında shrekin ani kararıyla eve çabuk döndük, hızlı bir kahvaltı yaptık ve yola çıktık. filmlerdeki gibi etrafın kırmızımsı turuncumsu sarımsı (turuncuyu araya sıkıştırdım ki kırmızıyla sarı yalnız kalmasın) dağlarla çevrili olduğu, tek bir ağaç bile olmayan, dümdüz iki şeritli bir yoldan vardık hedefimize... hah işte bu resimdeki gibi...




yarım saat sonra göle vardık, ortalık gayet sakindi, gölde balık tutan bir kaç tekne, köpekleriyle piknik yapmaya gelmiş bir çift, kıyıdan balık tutan ama aradığını bulamayıp erken ayrılan amcadan başka kimse yoktu. ha bide güvenlikten sorumlu piramid lake rangerları.


göle uzaktan bakış

  
göle yakından bakış

rasgeleee

biraz gıdıklama

önce buz gibi suyu içip akşam eve dönünce beş kez arka arkaya hapşuran efe 

arkadaşsız zaman geçmez, eğlence yarım kalır. oyunlar zevksiz...



1 Ocak 2011 Cumartesi

renoda yılbasi gecesi

 yemek için son  hazırlıklar

artık hersey hazır hadi artık parti başlasın


mmm. çok lezizzz



artık dışarı çıkamaya hazırız.


ilk mekan


ikinci mekan.


çılgınca dans edenler...


şehir merkezinde karaoke



ne diyorsun shrek sennn??


3...2...1... ve yeni yıl


bu ağaç biraz eğri mi



en kısa zamanda gelip ice skating yapmak lazım burda...

işte böyle geçti burda yılbaşı... 

herkese sağlıklı mutlu yıllar

12 Eylül 2010 Pazar

Over the top

Bugün Fionanın anlattığı gibi tepelere tırmanınca aklıma Rocky'nin filmi geldi :)) İlk ciddi hiking macerasını yaşamış biri olarak çok yorgun hissetmiyorum ama tırmanış gerçekten zorluydu. Hiking e giderekn geçtiğimiz yollar bana İzmir Antalya yolunu hatırlattı ama popüler olanı değil Denizli den Isparta ya dönüp gidilen yola daha doğrusu Isparta dan sonraki kısmına benziyordu. Çam ağaçlarıyla kaplı dağlar arasından bir yanda Truckee river diğer yanda demiryolu. Gerçekten etkileyici bir manzara içinde yürüyüşe başlayacağımız yere geldik. gelmeden bir kaç dakika önce yolda rakımın 1700 metre olduğunu görür gibi oldum ama emin olamadım. Bu yükseklikten tırmanmaya başlayınca emin olacaktım çünkü oksijen azlığı performansımızı gerçekten etkiledi. Üzerine Fiona nın su eksikliği de eklenince Fiona  sağa çekip dinlenme ihtiyacı duydu. Hak vermemek elde değil. Bir an Fiona nın oracıkta kendinden geçeceğinden korksam da, zaman zaman dinlendirerek ve yavaş yürüyerek tepeye vardık. Tabii yolda bize yoldaş olan sincapları saymazsak kimseler yoktu. 2 kişi (sonradan bizim gruptan olduğunu anladığımız) arkamızdan  son sürat gelip tırmanırlarken biz onlara da yol vererek yine Fiona yı dinlendirdik. Neyse biz tepeye vardığımızda tüm grup hatıra fotografı çektiriyordu. En azından tepeye çıktığımızın bir kanıtı olarak fotoda yerimizi aldık. :)) Bize yolda eşlik eden sincaplar mıydı bilmiyorum ama tepede de 2 tanesi ordan oraya koşturuyordu. Fiona nın sincap gören masum köylü fotosu bize çok yaklaştıkları bir sırada yakalandı. :) Sohbet muhabbet, resimler çekildi. Bölge hakkında bilgiler alındı. Öğrendik ki burası orta zorlukta bir track imiş. Allahtan dedik yoksa halimiz nice olurdu :)) Sonradan öğrendiğimize göre 1700 metrenin üzerine 1.6 mil yürüyerek bir 1300 metre daha koymuşuz ki bu da epeyce bir yükseğe çıktığımızın göstergesiydi.

masum köylünün gördüğü sincap :)


tırmanıştan sonra manzarayı seyretmek paha biçilmez


kuzeye bakan taraf yosun bağlamış. hayat bilgisi dersleri bazen işe yarıyor :))

Evett, bugunkü maceramız tepeden aşağıya yürüyüşle sonlandı. Tabii araba da kemiklerimizi dinlendirmek ayrı bir keyifti. Gün geçtikçe daha fazla maceranın bizi beklediği hissi beni sarmaya başladı. Reno bunun için biçilmiş kaftan. Sağlıcakla kalın. 

Shrek

5 Eylül 2010 Pazar

maç ve brunch



selamlar sevgiler sunarak başlamak isterim bugünkü yazıma,
bu sabah shrek'in yeni üniversitesindeki Türk öğrenciler bizi hem brunch yapmaya hem de Türkiye Fransa maçını izlemeye davet ettiler.  derya, batıkan ve bizi gelip evimizin önünden arabayla alan yeni arkadaşlarımız buğra ve şehribani ile ve yine onların bölümlerinden hintli bir kaç öğrenci ile birlikte maçı izleyip birşeyler atıştırdık.
farklı insanlar tanıdık, ingilizce tabu oynadık:)) benim için en önemlisi şampiyona başladığından beri ilk maçımı izleyebildim. bizimkiler sayı yaptıkça hep beraber alkışladık falan...
öğleden sonra eve döndük, biraz temizlik biraz da yemek yaptık. sonra oturup survivor izledik:) şimdi shrek kitap okuyor ben de şuradaki yerimde cam kenarında oturup bu satırları yazıyorum.
fotograflardakine ek olarak apartman yönetimi sonunda ısrarlarımıza dayanamayıp bir sandalye daha gönderdi. ha bir de ikinci bir buzdolabımız var. dün yemek bulamıyordunuz bugün ikinci buzdolabını mı istediniz demeyin. bu buzdolapları küçüğün de miniği, aşağının da bayağısı, hem de ilki pek iyi soğutmuyordu. bize büyük dolap verin dedik elimizde yok dediler o zaman küçüğünden bir tane daha verin diye çingenlik yaptık. şimdiki amacımızda ikili, olmadı tekli bir koltuk alana kadar tırmalamak:)) sandalyede otur otur nereye kadar bütün akşam evde mi oturuyoruz mesai mi dolduruyoruz. biraz ayaklarımı uzatayım diyorum bu defa da 9 da uykum geliyor sızıyorum. sabahları da 8 olmadan ayaktayım... bu amerika beni çok değiştirdi çook:)) bu az uykunun sebebi oksijen azlığıymış. bunu duyduğumdan beri psikolojim bozuldu açık havada bile olsam boğulacakmışım gibi hissediyorum:)) sanki oksijen yetmiyormuş gibi:)) bir de hava çookk kuru. shrekin dudakları çatladı baktım aynı aşkı memnudaki nihata benziyo gittim hemen chap stick aldım. bu defa da prens charming e benzedi onsuz dışarı çıkmaz oldu:)))) hhahahhaaaaaaaaaa
dediğim gibi burda oksijen az hava kuru bu da yetmezmiş gibi kar kasımda yağmaya başlıyormuş, hatta bu yıl mayısta bile yağmış.. neresi burası yaa, ben kar görmeyeli yıllar oldu o da bir hafta en fazla. yağacak da 5 ay kalkmayacak, sonra da arada sırada yağmaya devam edecek 2 ay daha.yuhh. yol yakınken dönsem mi diyorum yok yol da yakın değil ki ben o yolu kolay kolay çekemem tekrar. ama planım şu burda kar yağınca güneşli yerlere kaçmak misal los angeles:)) ya da miami:)) tabi bunlar için araba lazım.
aslına bakarsanız burda herşey için araba lazım, çünkü burası meczuplar cenneti bildiğin freak show. bir dudağı yerde bi dudağı gökte amcalar, bi gözü hanyaya bi gözü konyaya bakan teyzeler, alkolikler, paçozlar, apaçiler ne ararsan ya da ne aramazsan hepsi yayan geziyor ya da otobüse biniyor:)) abarttım sanırsınız günahımı alırsınız. arkadaş ben bu kadar meczubu bi arada görmedim. allahtan bi zararları yok ama gece görsen altına işersin. arada sigara isteyenler, bozuk para isteyenler oluyor ama çok şükür yok deyince üstelemiyorlar.
geçen kırmızı ışıkta bekliyoruz oldukça uzun sürdü yeşil yanmadı shrek 'kırmızıda geçmek için çok uzun bir yol' olduğunu söyledi, bunu duyan freak teyze ''Watch this'' diyerek kendisini yola attı ve bir hışım karşıya geçti. biz de önce öylece baka kaldık sonra gülme krizine girdik hatta şimdi bile o woçç dieys deyişini hatırlayıp gülüyoruz.

dün pazardan dönerken (pazar dediysem sakın kanmayın 1 paund yani yarım kilodan az domatesin 2,50 $ olduğu zenginler klübü) elimizdeki sebzelere bakıp (sebzeler dediysem kanmayın bir kaç domates birkaç salatalık) oo sağlıklı besleniyorsunuz hep fruit almışsınız dedi biri. hı hı  dedik geçtik ne meyvesi amca onlar sebze demedik.

yine bi gün kırmızı ışıkta bekliyoruz bir türlü yanmıyor. karşıdan sarhoş amcanın biri geçti geldi yanımıza varınca, sakın geçmeyin bilmem kaç dolar cezası var ödemezseniz de jail de yatarsınız dedi:))

anladığınız üzere kırmızı ışıklarla başımız dertte, uzun yanıyorlar ve caddeler çok geniş olduğu için karşıdan karşıya geçerken imanımız gevriyor. ama yine belirtmek isterim ki soforler çok saygılı kurallara stop yazan yerde mutlaka duruyorlar, kurallara uyuyorlar, hız yapmıyorlar zaten de yapamazlar her yer kamerayla izleniyor, big brother bizi izliyor:))

neyse çok uzattım. sıkılmışsınızdır.  okuyanlar bi işaret bıraksın shrekin morali bozuluyor kimse takip etmiyor demeye başladı ben okuyorlar diyorum ama inandıramıyorum:))

shrekten de daha devler varmış



Tarihte bir ilk yaşandı, görenler görmeyenlere anlatsın shrek'e büyük gelen ayakkabıya abd'nin nevada eyaletinde rastlandı:))

31 Ağustos 2010 Salı

new in town 2


renodan ilk resimler... bu resimler apartmante kombinitonun camından çekildi üstteki beyzbol stadının stadı alttaki ise karşımızda otel Ramada.. fotoğrafta sanki çok uzakmış gibi çıkmış fakat alakası yok:) bu akşam maç vardı stadın ışıkları ondan yanıyor. en kısa zamanda biz de izlemeye gideceğiz, o günü heyecanla bekliyorum. 


şu an saat 21.55 yavaş yavaş uykum gelmeye başlıyor. tv de dance with the stars var. Shaq ve Justin Biber denen velet dans ediyorlar. vay arkadaş bu justinin ne kadar seveni varmış. ama siz asıl shaq i hip hop yaparken görmelisiniz o koca gövdeyle. internetimiz korkunç yavaş ama allahtan tv açısından şanslıyız. cable tv'miz var. tüm kanalları izleyebiliyoruz. sezon henüz açılmadığından sevdiğimiz programlar yok şu an. eylülde tüm diziler başlıyor. 
burda en büyük derdim yemek, yemekten de öte kokular... restoranlar ve kafeteryalar çoook ağır kokuyor. en iyi havalandırması olan yerlerde bile içten içten bir koku var. dün üniversitenin kafesinde shreki beklerken neredeyse bayılacaktım. ne yiyorlar anlamıyorum sadece domuz eti bu kadar koku yapabilir mi bilmiyorum. 5 dakika içersinde tansiyonum düştü samki zor attım kendimi cafeden dışarı. dışarsı da soğuk geldi üşüdüm ama o kokuya dayanmam imkansızdı. karnım acıkıyor ama içeri girip birşey yeme fikri bile içimi bulandırıyordu. en sonunda shrekin aldığı peynirli pizzayı yeyip pepsi kolayı içtim. ama bu daha da beter yaptı midemi. pizza vıcık vıcık yağlıydı. colanın tadı ise kola gibi değil.. aslına bakarsanız burda hiçbirşeyin tadı hiçbirşey gibi değil. su bir tuhaf, süt deseniz sanki içine nişasta atılmış gibi bi renkte. gelirken süper kolalar içicem diyordum nerdeee. mcdonaldsda gerçek cheese burger yemeyi hayal ediyordum fakat sadece iki ısırık alabildim, patatesle yetindim. hem içersi kokuyordu hem de burgerin tadı pek yavandı. bu kokulu yemekleri yiyemez de zayıflarım sanıyorsanız çok ama çok yanılıyorsunuz çünkü sokakta ne kadar acıkırsam eve gelince o kadar çok yiyorum:) burda en sevdiğim şey crushed tomatoes. alışverişe gittiğimde almıştım ne düşünerek aldım bilmiyorum ama o kadar tatlı geldi ki sabah kahvaltıda yumurtaya karıştırıyorum. dün akşam hem domates çorbası hem de domates soslu makarna yaptım. bir de ekmek mevzusu var, arkadaş ekmeğin içine bu kadar şeker konur mu bi çimçik daha koysa ekmek değil kek olacakmış. annemin kulakları çınlasın güya biz buraya gelmeden ekmek yapıp kahvaltıya bizi mis gibi ekmek kokusuyla uyandıracaktı.
duygu arkadaşım sözüm sana burda herşeyin paketi çok güzel ama lezzet arama.. gördüğün o hmm yaptığın şeylerin çoğu yalan. 
suyusevenkedi arkadaşım senin için çektiğim fotoyu da en kısa zamanda yayınlayacağım inşallah.

new in town

sevgili günlük,
yazarım diyorum yazamıyorum çünkü hala çok yorgunum, misal dün akşam 7'de uyudum sabah 8 buçuktan sonra  kalktım o da kıskardeş aradı da o sebeple aramasa belki biraz daha uyurdum. ama neyseki bugün kendimi iyi hissediyorum.
bugün sağlık sigortamı yaptırdık gerçi yarından itibaren geçerli olacak ama neyse bugün
kendime iyi bakmam lazım. dün üniversiteye gittiğimizde bacaklarını kırmış bir sürü insan gördüm ve korktum...bu sabah ilk iş sigortayı yaptırdık.
size buralardan bahsedeyim biraz daha önce de dediğim gibi caddeler çok geniş, kaldırımlar çok geniş, tüm kaldırımlar engellilerin inip binmesi için uygun, arabalar yayalara mutlaka yol veriyor, deli gibi hız yapan yok.
herkesin ama herkesin arabası var, yürüyen insan çok az. zaten tipine bakınca anlıyorsun sadece loserlar yürüyor. çok tuhaf tipler var mesela dün bankada beklerken gelenlerin hepsi bir koku filminde başrol oynayabilecek tiplerdi hani bu wrong turn tarzı filmlerde...
bir sürü ihtiyar var, genellikle kumar oynamaya gelmişler sanırım.
kumar dedim de slot machineler havaalanında daha başlıyor. reno merkezin tamamı nerdeyse casino. hediyelik eşyacılar ve casinolardan başka birşey yok denebilir.
alışveriş merkezleri biraz daha şehrin dışında Türkiyede olduğu gibi. yarın labors day olduğu için indirim olabilir umuduyla oraları keşfetmeyi düşünüyoruz.
malum ayakkabı getirmediğim için ilk önce bir spor ayakkabıya ihtiyacım var. sonrasına bakacağız artık.
hava sonbahar gibi burada güneşte durursan iyi ama gölgede durunca üşütüyor. buna rağmen hala insanlar klima çalıştırıyor ofislerde (soğutma amaçlı) inanılır gibi değil. parmak arası terlikle ve kısacık şortlarla gezenler var. anlayacağınız amerikalılar çok kanlı canlı insanlar. aslında evet çok sıcak kanlılar göz göze gelince gülümsüyorlar, selam veriyorlar. bizdeki gibi domuz gibi bakıp kafasını çevirmek ya da tepeden tırnağa incelemek yok. ben biraz inceliyorum tabii kim ne giymiş diye. ama özellikle modadır bu çok giyiliyor kesin almalıyım diyebileceğim birşey yok. herkes kendine göre giyinmiş. ama kot tişört ve spor ayakkabı. üşüyen sweatshirt giymiş terleyen tshirt... bazıları tayt giymiş bazıları şort. bizdeki gibi tornadan çıkmış saç şekli de yok. üniversitede giyim kuşam böyle ilk bakışta bakalım gördükçe yazarım.
birazdan devam edrim shrekin bilgisayarda işi var..

29 Ağustos 2010 Pazar

first day

sonunda renodayız. internetten bakıp beğendiğimiz anlaşma yaptığımız reno regencydeyiz. yakında resimlerini de göreceğiniz gibi stüdyo bir dairede kalmaya başladık hatta stüdyocukk. olsun bu da yeter hem temizlik kolay olur hem fazla dağıtmayız. dün geldik ve hemen uyuduk. shrekin fulbright arkadaşı deryanın getirdiği yemekleri bile yiyemedik yorgunluktan o derece... tabi akşam 7 de uyuyunca sabaha karşı 4'te uyandık. intenette annem ve babamla konuşmaya çalıştık ama malesef high speed internet yalan çıktı. inanılmaz yavaş ve kesilip duran bir internetimiz var o sebeple msn den görüntülü konuşamıyoruz. yarın skpy den deneyeceğiz. neyse başarısız internet deneyimimizden sonra tekrar uyuduk bu defa da 10 da kalktık. derya bu kez de kahvaltı hazırlamıştı. afiyetle mantarlı omletimizi yedik. demli çayımızı içtik. henüz o açıdan türkiyeyi özlemedik.
kahvaltıdan sonra hem alışveriş hem keşif için dışları çıktık. malum ne çatal ne kaşık ne peçete ne tuvalet kağıdı... derya sağolsun herşeyi paylaşıyor bize ama nereye kadar... 
ilk izlenimler şöyle, caddeler çok geniş, sürücüler çok kibar. pazar günü olmasına rağmen caddeler sakin. insanlar güler yüzlü. oturduğumuz yer şehrin tam göbee:) event centre, national bowling center, üniversite herşey çok yakın. 
neyse efendim, biraz gezdikten sonra hadi alışveriş yapalım dedik. ama bize tarif edilen yeri bulamadık neyse bi market bulduk içeri girdik iki gençten meksikalı kılıklı tip vardı. sepet sorduk yokmuş poşete doldurun dediler aldık poşeti başladık alışverişe. ilk şoku 2 dolarlık litrelik suda yaşadık, devamı aynı hızla geldi. herşey ateş pahasıydı sadece suyu alıp kaçtık. geri dönerken bizim caddenin devamında küçük bir market daha gördük. shrek burası likör dükkanı dese de ben yine de girip bakmak konusunda ısrar ettim çünkü akşam yiyecek bir şeyimiz yoktu. neyse bu dükkana da girdik. diğerinden daha fazla çeşit olsa da bu dükkan da çok pahalıydı. minicik bir paket makarnaya 99 c 12 yumurtaya 2,59 $ verdik ve oradan da çıktık. yürürken makarna haşlamak için de yumurta pişirmek için de yağa ihtiyacımız olduğunu fark ettim ve yine deryanın kapısını çaldık, sağolsun bu defa da dün tarif etmeye çalıştığı markete götürdü bizi walgreen denen bu market migros gibi büyük ama içinde sebze yok ve malesef yine de pahalıydı. bunun üzerine az sonra gideceğimiz daha da ucuz markete bizi götürmesi için ufuk hocayı aradık. bize anlatılana göre herşey 1 milyona tarzı biryermiş herşey varmış... göreceğiz..

ooooffff çoook yorgunum gelince devam ederim diyerek yarım bırakmıştım ama aynen yayınlıyorum. arkası yarın hatta yolculuk kısmı yani öncesi de yarın..

size sabah oldu bize akşam bu ne yaa. 

not: tabak bardak çatal kaşık hatta konserve açacağı bile alındı:))

27 Ağustos 2010 Cuma

yollarda

hay sizi tatlı insanlar bugün 88 kişi bakmış bloga. bu ne tatlı birşey yahuuu. ama yorum yapın izleyin çatlatmayın beni hhahhahhaha.

artık yalnız değiliz sanal alemde.

26 Ağustos 2010 Perşembe

macera dolu amerika

sonunda beklenen gün geldi şu an itibarı ile o günün içindeyiz. yarın bu saatlerde siz sıcacık! yuvanızda rahat koltuklarınızda otururken biz Atatürk hava limanında uyukluyor olacağız. çok heyecanlıyım ama fazla takmamaya çalışıyorum çünkü çok heyecanlanınca benim sindirim sistemim hassaslaşıyor. burdaki son günümü wc de geçirmek istemiyorum:)
kalacak yer olayını son anda depar atarak çözen shrek'e burdan selam gönderiyorum. çok şükür başımızı sokacak bir yer bulduk. bundan sonraki yazılarımızı size yeni eemisten yazacağız kısmetse:)) hala daha nası kendime güvensizim yazıyorum ama bir yandan da...
hayır efendim yok öyle tedirginlik gidiyoruz karrdeeşimmm :P
valiz toplamak çok sıkıntı orada geceleri sıcaklık 10 derece. yuh yani bildiğin kış. ama gündüz de 30 a kadar çıkıyormuş e bu da bildiğin yaz. yanımıza ne alsak şaşırdık malum sadece birer valiz hakkımız var onun da ağırlığı 23 ü ya da 25 i geçmeyecek. üşüme takıntılı bir insan olarak pek dertliyim. uçakta klimaları çok açıyorlarmış içersi çok serin oluyormuş dediler ya üşürsem yol hem bana hem shrek'e zehir olur:) ayağıma ayakkabı giysem şişer ayaklarım patates gibi olur ayakkabıyı yırtar çıkar mazallah:) sandalet giysem renoya akşam ineceğiz buz keser.. hay bin kunduz ne zor işler. keşke biri bloğumu okusa da akıl verse.. ha bu arada yarın yola çıkarken blogumuzu eşe dosta duyurmaya karar verdim bu fikri henüz shrekle paylaşma fırsatı bulamadım ama... artık zamanı geldi:)
umarım size amerikadan çok eğlenceli şeyler yazacağız kendimiz için değil sırf siz okurken sıkılmayın diye:))

bu defa gerçekten soluksuz bir macera bizi bekliyor. allahım noolur sağ salim varalım ve ne biliyim işte herşey çok güzel olsun:))

şimdilik hoşçakalın renoda görüşmek üzere

fiona

bir şarkı ile yolculuğu başlatalım ama şarkı ne olsun hmm puhahhaha evet evet bu şarkı olmadan olmaz

http://fizy.com/#s/102wwf

tamam biliyorum iğrencim:)

24 Ağustos 2010 Salı

garip bir duygu

hayır bu şaka-gibi-mahalleye karşı hissettiklerim değil. Fiona onlardan yeterince bahsetti bence. İnsanoğlu evrende kapladığı yeri kendi gözleriyle görmeyince kendini kaf dağında görmeye devam edecek. Ama 30.000 feetten bakınca öyle mi, bir nokta bile değiliz. Yapamadığımız şey yanımızdaki insan ile nasıl yaşayacağımızı bilmemek ya da bilip te işimize gelmemesi.

Neyse garip olan bir gün burda olmak, öbür gün başka bir yerde (hatta aynı gün içinde). Hayatımda çıktığım en uzun yolculuk olacak bu. Korkularım var tabi ama (o uçak koltuklarına nasıl sığacağım) rahat olmaya çalışıyorum.  Fiona ile yapamayacağımız, üstesinden gelemeyeceğimiz, olcak deyip te olduramayacağımız şey yok. Bu yüzden içim ferah. Yola çıkmak benim için hep çekici olmuştur. Benim şartlarımla çıkarsak tabi ki. Kendi arabamla, istediğim yerde durup mola vererek :)) Sende mi o kontrol manyaklarındasın diyebilirsiniz içinizden (hani kendim kullanmadığım hiç bir makinaya binmem diyen insanlardan). Yok ben onlardan değilim :) Ben sadece uçakta konserve olmaktan korkan koca bir devim :D Garip bir duygu diyordum uzaklara gitmek. Kendi yaşamımızı değiştirdiği gibi geride kalanları ve gittiğimiz yerdeki yaşamları da değiştirecek bir şekilde. Bazen sanki belli duyguları tatmin etmek için bu dünya getirildiğimizi düşünmüyor değilim. Benim durumumda mesela oğul olmak. İyi de bu mudur yani. Madem beni burda özleyecek oğlum gurbet ellere gitti diye ağlayacak bir aile bırakıyorum neden evlerine internet hattımı ve bilgisayarımı bırakıp internetten kolayca yüzümü görebilecekleri bir sistemi kabul etmiyorlar. Garip, çokkk garip. Sadece oğlum uzakta ve ben onun yokluğunda onu özlüyorum demek ve göz yaşı dökmek yeterli olacak yani toplum gözünde iyi bir anne baba olabilmek için. Onlar çevrelerindeki insanların sempatilerini kazanmış olacaklar bu uzakta olma bahanesiyle. Gerçekten içlerinde böyle hissettiklerine hiç emin olamayacağım sanırım. Rahatsızlığım boyunca da aynı manzara vardı çünkü. Merak etmeyin yargısız infaz yok bizde. Deliller üzerinden hareket ediyorum. :))

Garip bir duygu 15 temmuzdan (radyoterapi bitmisti) beri gitme hazırlıkları için her gün başka bir işi bitirmek ve mutlu sona (uçağa adım atmak) ulaşıyorum derken aslında bunun aynı zamanda yeni bir başlangıç olduğunun farkında olmak.

Evim dediğin yerin aslında artık senin evin olmaması garip bir duygu. Fiona'nın ailesi bizim eve taşındığından beri artık kendimi misafir gibi hissediyorum. Döndüğümüzde burası bizim evimiz olmayacak aslında. Kendimize  daha nezih bir bataklık bulmamız şart oldu anlıcağınız. Nezihten kastım daha sessiz. İnsan kaldıramıyor belli bir saatten sonra. Sitenin plajından denize girmeyişimizde bundan zaten yoksa yaban değiliz :)) Dinginlik iyi geliyor Fiona ve bana.

Evet tarih yaklaşıyor, yapılacaklar listesinde tek tük işler kaldı. Bakalım hepsini bitirebilecek miyim. Göreceğiz.   Yeni bir konuyla en kısa zamanda görüşmek üzere.

Shrek

nefret

sevgili günlük;
haberler iyi:) ama başım çoook ağrıyor onu ne yapacağız?? allahım en çok şu mahalleden kurtulacağım için sevinçliyim. kimse kusura bakmasın yazının bundan sonrası küfür içerikli olacak okuyup okumamak size kalmış. şu an türkiyede saat 23.40 ve yazlık bir mekanda değiliz, bildiğin şehir! ortamı. sokakta bağrışan oyun oynayan çocuklar var ama annelerinin ne iş yaptığı konusunda soru işaretlerim var. babalarının belli olmadığına da eminim. hele bir .bne var ki mahallede gece 2 den sonra eve gelen, arabada bangır bangır bülent ersoy'un geceleeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeerr diye kıçını yırttığı bir şarkı dinleyen onun da en az bülent kadar manyak ve sapık olduğune eminim.  bülent ona tecavüz etsin inşallah. herif gecenin yarısı gelip arabada bülentin kıçının yırtılmasını dinliyor ve herkese dinletiyor kimsenin gıkı çıkmıyor.

 evett çocuklar istop istop diye kıçını yırtıyor maşallah ya. dün gece de 1.30 dan sonra balkonda telefonla muhabbet eden bir beyinsiz vardı mesela. ya biri atom bombası atacaksa lütfen bu mahalleye atsın çoluk çocuk kadın ya da .bne kimseyi bırakmasın. ama saatleri önceden bana bildirsin ki ben de annemgile haber vereyim.

ya bu kadar güzel bir günün sonunda bunları yazdığıma inanamıyorum ama dün geceden kalan uykusuzluk. felaket bir baş ağrısı ve bu gece de uyuyamayacağımın işareti olan piç kurularının sesleri bana bunları yazdırdı. üzgünüm elden birşey gelmiyor. belki ilerleyen dakikalarda iyi birşeyler daha yazarım...

fiona

23 Ağustos 2010 Pazartesi

5. yılımız


beşinci yılımız kutlu olsun. seni çok ama çok ama çok ama çok çok çok çok çoktan da daha çok seviyorum. iyiki varsın iyi ki benimsin. hiç ayrılmayalım sonsuza kadar birlikte olalım. 

forever and a day..

20 Ağustos 2010 Cuma

paint it black

başlıktan da anlaşılacağı gibi ruhsal durumum pek iç açıcı değil. fiona bir şeyler karaladı az önce ama göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemedim açıkçası.

tam biletleri alalım derken taklaya geldik. vize durumunu öğrenip biletleri kesinleştirmek için İstanbul'u aradım. Öğrenip bana döndüklerinde hiç aramasalardı keşke diye düşündüm. Naparsın olcakla ölceğin önüne geçilmez derler ya, onun gibi işte. Benim vize tamam, fiona'nın ki pazartesi salı'ya sarkabilirmiş. E uçak kalkıyor salı sabaha karşı desem de fayda etmedi. Etseydi daha farklı daha eğlenceli bir cümle yazıyor olabilirdim. :) Bana önerdikleri çözüm de benim önden gitmem, fiona nın arkadan gelmesi. Ya hiç vize vermezlerse prensese? O zaman ne olacak? Ranger ların mottosuna ne oldu? Leave No Man Behind? Hikaye mi yazıyorlar? Geride adam bırakmak var mı? Amerika'ya varınca anlatıcam bizim kültürü, biz de anca beraber kanca beraber derler sizin bu sözünüze diyecem. Gidebilirsek eğer.

Başımıza gelen olaylardan sonra hiçbir şeye kesin gözüyle bakmamaya alıştırmıştım kendimi. Hayatı geldiği gibi yaşamaya ama bu kadarı da ağır kaçtı. Vize görüşmesinden sonra administrative process diyerek yumuşattıkları ya da şekerle kapladıkları bir güvenlik soruşturmasına tabi tutulmamızın ve tanıdığımız bir insanın yardımıyla bu süreçten yırtmamızın ardından vizeleri almak için pasaportları gönderdiğimiz de başka bir sorunla karşılaşmayız diye düşünüyor insan. Hiç öyle düşünmeyin eğer bizim yerimizde iseniz bu kadar kolay kurtulamazsınız feleğin çemberinden. Dönerken dişlilerinin arasında sıkışıp kalırsınız. Bugün olduğu gibi...

Bir de işin ilginci insanlara laf anlatamıyorsun. Ben diyorum Fiona nın vizesi pazartesi salı çıkacaksa bekliyeyim onunla aynı uçakta gideriz. Onlar anlıyor ben karım olmadan gitmem. İşin kolayı burstan vazgeç Shrek diyorlar. Valla o ince çizgide dolaşıyorum aslında. Şimdiye kadar ekmeğimi yemeğimi bursu sağlayan kurum mu verdi. HAYIR. Gitmezsem ne kaybederim. 1 yıldır yaptığımız planlar ve hayaller + doktora tezimi daha kolay yazma şansı. Daha önce hiç mi hayal kırıklığına uğramadım. YOOO! beni sarsmaz böyle şeyler. Alışığız DNA mıza işlenmiş :)) Ne kazanırım, en basitinden şu anda çok az insanın yapabildiği bir şeyi yapar sözümde dururum. Fiona'ya verdiğim onsuz gitmeyeceğime dair sözü tutarım. Döndükten sonra 2 yıl Türkiye'de ikamet etme zorunluluğundan kurtulurum. Hırs yapar doktora bursuna buradan başvurur, hiç kimseye hesap vermeden çeker giderim.

Şimdi bütün işlerin serildiği haftasonuna yavaştan bir geçiş yapmış durumdayız. Bekleme ve merak etme modu. Endişelenme ve düşünme modu. Ne modu olursa olsun hiç eğlenceli değil. Bu ruh halinden ancak derin bir uykuya dalarak kurtulabilirsiniz. Bu sıcakta mümkün mü? Tabi ki hayır!!! o zaman acı çekmeye devam...

Bu şarkı da benden,


PaInT iT bLaCk ---- rolling stones (live)
Yükleyen ss370. - DiÄ�er müzik videolarına göz atın.

SHREK