Varmak değil, sadece gitmek... gitmek

hürriyet

27 Eylül 2010 Pazartesi

I've been too long I'm glad to be back

umarım Fiona'da geri dondugumuz icin mutludur. Onu üzgün görmek dünyada istediğim en son şey ama bazen ister istemez bir boşluğa sürükleniyor insan ve her şeyin anlamsızlaştığı bir noktaya ulaşıyor. İşte o noktalardan birinde blogu kapatmaya karar verdik fakat zamanla bu blogun bizim icin ne kadar onemli oldugunu fark ettik. Neredeyse en özel anılarımızı ve hatıralarımızı buradan bizi sevenlerle paylaştık. işte yine burdayız.

Biz yokken neler oluyordu. Geçen hafta ehliyet almak için yine DMV ye gittik. Bu sefer amacımız en azından Fiona için başvuru yapmaktı çünkü benim SSN imi beklerken zaman kaybetmek istemiyorduk. Sonradan hazır gelmişken benim başvuru için yine tırmalayalım dedik memurları. Mucizevi şekilde bu sefer kabul ettiler nasıl olduysa. Durumu anlattım SSN'e basvurdum ama benim çalısma iznim yok muhtemelen de basvurum geri cevrilecek diye. İnsafa geldiler sagolsunlar. Daha sonra sınav tarihi aldık gecen salı'ya. Sadece benim için aldık cunku Fiona biraz daha zaman ihtiyacı oldugunu soyledi yazılı teste calısmak icin. Basvurunun yanında bir de calısma kitabı verdiler: Bunlar da bizim kurallar kardes çalış gel kıvamında bir tavırla. Hafta sonu oturup hatmettim kurallarını yeni şehrimizin. Sınav gunu geldi cattı. Oyle Turkiye'deki gibi merkezi sistem sınav yok adamlar bilgisayara baglamıs soruları. 15 tane atm ye benzeyen bilgisayar. Geciyorsun karsısına soruları sıralıyor ardı arkasına. zaman sınırlaması yok. bilemedigini tekrar cozmek uzere atlıyorsun. 50 soruda 11 yanlıs hakkın var. 11 yanlısı olur da yaparsan geldigin yere geri don biraz daha calıs diyor bilgisayar. Burayı ben uydurdum tabi :) DMV macerasını salı gunu tamamladıktan sonra elime bir izin belgesi veriyorlar. Yanımda 1 yıllık ehliyeti olan ve 21 yasını gecmis biri ile araba kullanabilirmisim aman ne gusel diyorum. Kimi bulucan tanımadıgın yerde bu özellikte birini. Eve dönüyoruz içimizde buruk bir sevinç. O gunden bu zamana bazen gaza gelip Fiona'ya diyorum alalım su arabayı polise yakalanmadan getirelim kapının onune :D Neden oyle diyorum cunku DMV diyor ki birisi seni direksiyon testine getirecek ya kendi arabanla ya da bir başkasının arabasıyla :) Nerde Turkiye'deki kursların rahatlıgı. İnsan arıyor bazen.

Ehliyet macerasının dışında otobuslerde surunmekten artık bana da gına geldi bu yüzden kafamdaki bisiklet planını işleme koydum bu cumartesi gunu ve walmarttan bir mountain bike aldık. Amaç fionaya bisiklete binmeyi öğretmek ve daha sonra ona da bir makine alıp ver elini marketler, alışveriş ve eğlence tabiki. Bisiklete binmenin ne kadar guzel bir duygu oldugunu unutmusum. Fiona da beklentilerimi boşa çıkarmayarak cumartesi ve pazar günkü derslerde denge kurmayı basardı. Dönüşleri öğrendi. Yarın da ona bir bisiklet bakacağız sadece 26 inc değil de 18 ya da 24 inc bir bisiklet olacak Fiona kolay kontrol edebilsin diye.

                                                  
                                                                           bisikletimiz
                                                                 fiona dönüşleri çalışıyor :)

Gunler cabuk geçiyor. nerdeyse bir ay oldu ama iyi yol katettik. Herşey arabamızı alınca daha guzel olacak. İyi haftalar,

Shrek

16 Eylül 2010 Perşembe

one fine day

Misafir umduğunu değil bulduğunu yermiş. Ben de research scholar degil de reseach student olup çıktım. Tabii ogrenci olmanın yanında getirdigi aşılar ve kan testlerini de yaptırdım. Öğrenci kimliğim yeni olduğu için daha kutuphane kaynaklarından yararlanamıyorum ama bu güzel günün ardından onlara da ulaşım sağlayacağım inşallah. Bugün öğrenci kimliğimi almanın gazıyla olsa gerek Fiona ya Walmart a gitmeyi teklif ettim. Tabi bundan önce Türkiye'den hesabımıza yatan paranın bir kısmını 7/11 ortak noktasından çektik ve tedirgin adımlarla Bank of America daki hesabımıza yatırdık. bu para araba fonu için gönderildiğinden çok dikkatli olmamız gerekiyordu. :)) Araba şart bu memlekette. Araba her memlekette şart ama burası daha da farklı. Sokakta yürüyen insan yok. Şöyle bir baksanız iki elin parmaklarını geçmez yani. Neyse parayı sağ salim yatırdık ve CitiCenter denen otobüslerin hareket merkezine doğru yola çıktık. Her zaman olduğu gibi 24 saatlik biletlerimizi ve gazetemizi aldık ki otobüs beklerken canımız sıkılmasın :)) Otobüs beklerken 2 güvercin yanımızda dolaşmaya başladı. Dünden çantamda kraker olduğunu hatırladım fakat belediyenin "güvercinleri beslemeyin" uyarısı da aynı anda aklımın bir ucundan geçti. Güvercinlere bile taviz yok burda. Otobüsümüz veyahut yürüyen buzdolabımız da durağa yanaşınca sıraya girdik. Ha bu arada dün üniversitenin bedava hattı olan Sierra Spirit te çalışan styla bugun başka hatta idi. Derin bir nefes aldık ve yola koyulduk. Walmart her zaman ki yürüme uzaklığıyla bizi hayatımızdan bezdirse de kendimizi içeri atınca biraz ferahladık serin serin. Yemek idi içmek idi derken kendimize minik ve çok şirin bir elektrikli süpürge aldık. Apartmante kombinitonun da temizlenmesi gerek. 20 gün geçti nereye kadar dayanır bu canlar :)) bu tozun içinde. Hesabı kapatıp aldıklarımızın bir kısmını benim sırt çantama koyduk ve tekrar can alıcı yolu yürümeye başladık otobüs durağına. bugün fark ettiğimiz şeylerden bir tanesi ise ne zaman otobüs beklemek zorunda kalsak (bazen bizimle aynı anda duraga geldiği oluyor) hep güneşte ve en az 20-30 dk arası bekliyoruz. bugun de aynı şey 2 kere başımıza geldi. İlki sierra spirit i beklerken, diğeri de walmarttan dönerken. Otobüs durağının dibine ağaç dikmişler ama gölge nedense hiç durağı serinletmiyor. Oturduğumuz yer hep güneş. Bu öğlen walmarttan aldığımız etlerin yavaş yavaş pişme olasılığını bile düşünmedim değil. Bildiğin çöl güneşi, feci yakıyor adamı :)) Bir de o kadar güneşte ısınıp buz gibi otobüse binmek. Bazıları için rahatlatıcı olabilir ama benim durumumda tam hastalığa davet çıkarıyor. Bünye alışık değil bu kadar ani sıcaklık değişikliklerine. :)) Tekrar CitiCenter a dönüyoruz. Otobüs illa ki kendi kulvarına girecek önde 4 tane otobüs var ve onları bekliyor kendi yerine geçebilmek için. Ha unutuyordum söylemeyi bugunku otobus surekli virajları içeriden aldığı için kaldırımlara falan tırmandı. fiona nın yüreği ağzına geldi her tırmanış ve inişte. türkiye de olsa dedik park etmiş arabaları bir güzel çizip geçmişti şimdi. O yüzden bu memlekette öyle her yola araba bıraktırmıyorlar. Zaten gerek te yok çünkü her binanın neredeyse kendine ait otoparkı var. Geniş düşünülmüş bir şehir, her şeye bol bol yer var. Özellikle arabalara. Kimse arabadan inmiyor arkadaş paralarını bile arabadan çekiyorlar:)) ilginçç. Eve varış halıyı ve girişi süpürüş, akşam yemeği ve blog a giriş ile biten güzel bir gün geçirdik Fiona ile. Birazdan siz yeni bir güne uyanırken biz eski günü geride bırakıp size yetişmeye çalışacağız ama bu faydasız bir çaba :))



Sevgiler
Shrek 

15 Eylül 2010 Çarşamba

bir günde üçüncü kayıt

yazılacak şeyler var fakat hepsi birbirinden alakasız o sebeple bağlamakla uğraşmayıp madde madde yazacağım.

1) yeni izleyicilerimiz hoşgeldiniz. brue cuum doğum günü zuccinini nası buldun. parmak çocuk da kimliğini açıklasa süper olcak.

2) selam göksel artık yorumlar hemen yayınlanıyor haberin olsun.

3) yaşasın survivor başlıyoooo

hadi ben kaçtım sonra kaldığım yerden devam ederim..

taşınıyoruz!!!!!!!

evet ne zamandır söyleyemedim. biz bu binanın en üst katına taşınacağız.

ödüllü yarışmanın sonucu, kazanan ve ödülü

merhaba sevgili izleyicilerimiz,
geçen hafta yaptığımız ödüllü yarışmayı bildiğiniz gibi duygu kazandı. sorunun cevabı yoğurttan yapılmış margarindi. biz onu yoğurt sanıp aldık ama margarin çıktı. rafta aynı fotografını çektiğim açıyla duruyordu, biz de yoğurt arıyorduk işimiz geldi aldık. gerçeği kutuyu açıp ağzıma bir kaşık atınca anladım. neyse doğru cevabı ve kazananı açıkladık şimdi sırada ödül var.

evet duygu işte ödülünnn



e vitaminli, bol mineralli, hemen kuruyan, şahane renkli bir ojeeee... ojen seni bekliyor.. hayırlı uğurlu olsun.

ödül yarışması bitti sırda dokunulmazlık yarışması var...

follow me

artık yeni takıntım blackberry ve twitter. hhahha bu amerika beni çok bozdu yaaa. dün evdeydim. bugün de sabahtan evdeydim. birazdan çıkıp üniversiteye gideceğiz birlikte. hergün dışarı çıkınca bir gün de evde otursam diyorum. evde oturunca da çok sıkılıyorum. malum evde yapılacak birşey yok. yeni sezon başlamadığından tv de sürekli tekrar filmler ve diziler var. örneğin su an beverlyhills 90120 yi izliyorum çook eski bölümler. bir zamanlar ne severdim ben bunu ya. cine 5 te gösteriyorlardı bizim tv çekmiyordu amcamlara gidip izliyorduk:))
pazar akşamı cesur yürek vardı. bir kez daha izledim, sonra sabah kalktım tekrar gösteriyorlar oturdum bir daha izledim hhahaha.
dışarı çıkıyoruz çıkmıyor değiliz bütün otobüsleri ve rotalarını öğrendik nerdeyse. 4 dolara 24 saatlik bilet alıp sabahtan akşama inip biniyoruz.
geçen bisiklet bakmaya gittik. çeşit çeşit renk renk bisikletler, çok hoşumuza gitti. sonra etiketlere  baktık. fiyatlar  800-1000 dolar yazıyla sekiz yüz- bin dolar. hemen topukluyore dedik ve kaçtık. dönüşte starbuckstan ıced coffee lerimizi alıp nehrin kenarına oturduk.  (anıl eğer okuyorsan burası senin için; starbucks burda da ucuz bir yer değilmiş, türkiyede çok dalga geçtik ama dediğimiz gibi çıkmadı) neyse biz sohbet ederken insanlar gelip geçiyor, hava güzel hayat güzel falan biz böyle takılırken birden shrek bana birini işaret etti. işaret ettiği yere bakınca yapay havuzun kenarına eğilmiş birini gördüm önce ne yaptığını anlayamadım shrek sağolsun açıkladı. meczup amca avucuna havuzdan su dolduruyor ve kafasını eğip avucundaki suyu kulağına dolduruyordu. amca bunu bir kaç kez daha tekrarladı. biz bakakaldık. şimdi ne zaman canımız sıkılsa biz de kulağımıza su dolduruyoruz.


canlandırmadır.



canlandırmadır

neyse ben şimdi hazırlanayım. dönüşte yazmaya devam ederim:))

12 Eylül 2010 Pazar

Over the top

Bugün Fionanın anlattığı gibi tepelere tırmanınca aklıma Rocky'nin filmi geldi :)) İlk ciddi hiking macerasını yaşamış biri olarak çok yorgun hissetmiyorum ama tırmanış gerçekten zorluydu. Hiking e giderekn geçtiğimiz yollar bana İzmir Antalya yolunu hatırlattı ama popüler olanı değil Denizli den Isparta ya dönüp gidilen yola daha doğrusu Isparta dan sonraki kısmına benziyordu. Çam ağaçlarıyla kaplı dağlar arasından bir yanda Truckee river diğer yanda demiryolu. Gerçekten etkileyici bir manzara içinde yürüyüşe başlayacağımız yere geldik. gelmeden bir kaç dakika önce yolda rakımın 1700 metre olduğunu görür gibi oldum ama emin olamadım. Bu yükseklikten tırmanmaya başlayınca emin olacaktım çünkü oksijen azlığı performansımızı gerçekten etkiledi. Üzerine Fiona nın su eksikliği de eklenince Fiona  sağa çekip dinlenme ihtiyacı duydu. Hak vermemek elde değil. Bir an Fiona nın oracıkta kendinden geçeceğinden korksam da, zaman zaman dinlendirerek ve yavaş yürüyerek tepeye vardık. Tabii yolda bize yoldaş olan sincapları saymazsak kimseler yoktu. 2 kişi (sonradan bizim gruptan olduğunu anladığımız) arkamızdan  son sürat gelip tırmanırlarken biz onlara da yol vererek yine Fiona yı dinlendirdik. Neyse biz tepeye vardığımızda tüm grup hatıra fotografı çektiriyordu. En azından tepeye çıktığımızın bir kanıtı olarak fotoda yerimizi aldık. :)) Bize yolda eşlik eden sincaplar mıydı bilmiyorum ama tepede de 2 tanesi ordan oraya koşturuyordu. Fiona nın sincap gören masum köylü fotosu bize çok yaklaştıkları bir sırada yakalandı. :) Sohbet muhabbet, resimler çekildi. Bölge hakkında bilgiler alındı. Öğrendik ki burası orta zorlukta bir track imiş. Allahtan dedik yoksa halimiz nice olurdu :)) Sonradan öğrendiğimize göre 1700 metrenin üzerine 1.6 mil yürüyerek bir 1300 metre daha koymuşuz ki bu da epeyce bir yükseğe çıktığımızın göstergesiydi.

masum köylünün gördüğü sincap :)


tırmanıştan sonra manzarayı seyretmek paha biçilmez


kuzeye bakan taraf yosun bağlamış. hayat bilgisi dersleri bazen işe yarıyor :))

Evett, bugunkü maceramız tepeden aşağıya yürüyüşle sonlandı. Tabii araba da kemiklerimizi dinlendirmek ayrı bir keyifti. Gün geçtikçe daha fazla maceranın bizi beklediği hissi beni sarmaya başladı. Reno bunun için biçilmiş kaftan. Sağlıcakla kalın. 

Shrek

11 Eylül 2010 Cumartesi

resting my bones

bu sabah bende bi havalar bi havalar ne o hiking yapcaz, gün batımını izliycez, fotograf çekincez, amerikalı arkadaşlar edincez huh huuu diye. durun durun aslında dünden başlamalıyım çünkü bugünün gelişi dünden belliydi.
dün bendeniz çok afedersiniz:)) sindirim sistemimdeki bir rahatsızlık nedeniyle tüm günü yatarak geçiridim ve çok su kaybettim. bu rahatsızlık sabah kısmen de olsa devam etti. ama ben hiking denen meretin meraklısı olduğumdan programdan şaşmadım ve dağbaşlarında çişim geldi diye ağlanmayayım diye de tüm gün su içmedim. neyse uzatmayayım saat 4 te yola çıktık yanımıza bi şişe su, kraker ve sweatshirtlerimizi alıp buluşma noktasına gittik. arabası olanlar olmayanları paylaştı. biz de bindik kyle in arabasına düştük yollara. yol arabayla bir saat kadar sürdü, antalya yoluna benzeyen bir yoldu, etrafta çam ağaçları vardı falan filan ama benim midem yavaş yavaş bulanmaya başladı. bozmadım kendimi geçer dedim fakat bir esneme başladı annem bilir esneme bende iyiye işaret değildir bu durumlarda arkası pek hoş gelmez:)) arabadan inince biraz oyalandık geç kalan birileri vardı biraz onları bekledik, beklerken biraz açıldım. neyse, çıktık yolaa,  daracık bir patika öndeki yürüyünce sen onun kaldırdığı tozu yutuyorsun, shrek liderin arkasından yürüyor ben onun arkasından dedim shrek dur napıosun millet gitsin biz arkadan takip edelim enerjinin tümünü bi seferde harcamayalım. geçtik arkaya ama ben orda da fazla ilerleyemedim. kalbim güm güm atmaya başladı nerdeyse ağzımdan çıkıcak, midem bulanmaya başladı. oturdum biraz soluklanayım diye tabi millet kopmuş gidiyor. shreke dedim sen git ben yavaş yavaş gelirim. tabi kabul etmedi. kalktık yürümeye devam ettik, biraz sonra tekrar mola vermek zorunda kaldım bu defa sen git beni dönüşte burdan alırsınız dedim. bunu hiç kabul etmedi, zaten etse beni orda bulmazdı döndüğünde:)) neyse efendim. ben bir kaç kez kalp krizi geçirecek gibi olduktan sonra, bizden 15 dakika geç başlayan çift bizi geçip gittikten sonra manzara izlenecek noktaya vardık. vardığımızda ciğerlerimdekş yangını anlatmama imkan yok. tamam çok şahane manzara, çok güzel doğa, el değmememiş, her tarafta sincaplar falan ama... şu an bacaklarım yanıyor, soğuk suyla yıkadım ama hala ateş çıkıyor. yorgunluktan geberiyorum ama uyuyamam.
ayakkabılarımızın en kibar tabirle içine zıçldı... eve gelince bi baktım çoraplarım, çorapları çıkarınca bi baktım ayaklarım kapkara olmuştu:))
evet çok güzel bir gündü, hakiki amerikalılarla konuştum, hatta birini dönüşte evimize kurufasulye pilav yemeğe davet ettik. baba burası senin için; ingilizceme geçer not verdi, kursa gitmene gerek yok dedi. ama çook yorgunum.
işte fotograflar


yoldan bir görüntü, henüz hiç birşey olmamışken :P



yolun kenarında nefes almaya çalışan ben...



vardıktan sonraki sefil hallerim.


sincap gören masum köylü



shrek:)


öncesi



sonrası.
bu birşey değil dönerken daha da fazla toz kalktığı için daha da tanınmaz hale geldiler.



uğruna 1,6 mil tırmanılan gün batımı...


fiona

10 Eylül 2010 Cuma

ÖDÜLLÜ YARIŞMA

düşündük taşındık size ramazan bayramı şerefine bir ödüllü yarışma yapmaya karar verdik. yarışma çok kolay. yukarıdaki resme bakın ve ne olduğunu yazın. bilenler arasında yapılacak çekilişle bir kişiye şahane bir ödülümüz var. evet gelsin tahminler

8 Eylül 2010 Çarşamba

bayramınız kutlu olsun



bayramınızı tatlışın yaptığı bayram baklavasıyla kutluyoruz. umarım hepiniz için bayram gerçek bir bayram gibi geçer.

7 Eylül 2010 Salı

yeni cicilerimiz

öncelikle izleyici arkadaşlarımıza, sonra yorum yapan arkadaşlarımıza, sonra okuyup yorum yapmayan arkadaşlarımıza selamlar sunarak başlıyorum. shrek'i kırmayıp yorum yapanlara daha da çok teşekkürler, çünkü geçen akşam karamsar tutumlarıyla beni de demoralize etti, yazdım ama yazmasam mı diyerek fakat sonra değerli yorumlarınızı görünce  (özellikle sena) bu sabah şişip kabardım:)
duygu demiştin ya bu işin raconu başka blogları takip ediceksin davet ediceksin falan ya ne biliyim buranın başlangıç sebebi sevdiklerimizle iletişim kurmaktı, sonuçta herkesle telefonda konuşamayız, ki annemlerle bile konuşamıyoruz bazen saat farkı nedeniyle biraz erken uyursak ya da sabah erkenden çıkmak zorunda kalırsak.
hem fotoğraflarımızı (her ne kadar yüklemek saatler alsa da) hem anılarımızı hem düşüncelerimizi arkadaşlarımızla paylaşmak istedik. izleyici sayısının artması da aslında çok önemli değil ama ne bileyim insan yorumları okuyunca ve izleyicilerinin olduğunu (her ne kadar 4 olsa da) gördükçe mutlu oluyor. okuyanlar ya da bakıp geçenler olduğunu görebiliyorum çünkü google analstics gösteriyor sağolsun. tamamen boşluğa konuşmadığımın farkındayım ama işte neyse.. insanoğlu ...
cicilerimizi gösterecektim ama shrek geldi biraz dışarı çıkacağız sonra kaldığım yerden devam ederim.
xoxo

5 Eylül 2010 Pazar

maç ve brunch



selamlar sevgiler sunarak başlamak isterim bugünkü yazıma,
bu sabah shrek'in yeni üniversitesindeki Türk öğrenciler bizi hem brunch yapmaya hem de Türkiye Fransa maçını izlemeye davet ettiler.  derya, batıkan ve bizi gelip evimizin önünden arabayla alan yeni arkadaşlarımız buğra ve şehribani ile ve yine onların bölümlerinden hintli bir kaç öğrenci ile birlikte maçı izleyip birşeyler atıştırdık.
farklı insanlar tanıdık, ingilizce tabu oynadık:)) benim için en önemlisi şampiyona başladığından beri ilk maçımı izleyebildim. bizimkiler sayı yaptıkça hep beraber alkışladık falan...
öğleden sonra eve döndük, biraz temizlik biraz da yemek yaptık. sonra oturup survivor izledik:) şimdi shrek kitap okuyor ben de şuradaki yerimde cam kenarında oturup bu satırları yazıyorum.
fotograflardakine ek olarak apartman yönetimi sonunda ısrarlarımıza dayanamayıp bir sandalye daha gönderdi. ha bir de ikinci bir buzdolabımız var. dün yemek bulamıyordunuz bugün ikinci buzdolabını mı istediniz demeyin. bu buzdolapları küçüğün de miniği, aşağının da bayağısı, hem de ilki pek iyi soğutmuyordu. bize büyük dolap verin dedik elimizde yok dediler o zaman küçüğünden bir tane daha verin diye çingenlik yaptık. şimdiki amacımızda ikili, olmadı tekli bir koltuk alana kadar tırmalamak:)) sandalyede otur otur nereye kadar bütün akşam evde mi oturuyoruz mesai mi dolduruyoruz. biraz ayaklarımı uzatayım diyorum bu defa da 9 da uykum geliyor sızıyorum. sabahları da 8 olmadan ayaktayım... bu amerika beni çok değiştirdi çook:)) bu az uykunun sebebi oksijen azlığıymış. bunu duyduğumdan beri psikolojim bozuldu açık havada bile olsam boğulacakmışım gibi hissediyorum:)) sanki oksijen yetmiyormuş gibi:)) bir de hava çookk kuru. shrekin dudakları çatladı baktım aynı aşkı memnudaki nihata benziyo gittim hemen chap stick aldım. bu defa da prens charming e benzedi onsuz dışarı çıkmaz oldu:)))) hhahahhaaaaaaaaaa
dediğim gibi burda oksijen az hava kuru bu da yetmezmiş gibi kar kasımda yağmaya başlıyormuş, hatta bu yıl mayısta bile yağmış.. neresi burası yaa, ben kar görmeyeli yıllar oldu o da bir hafta en fazla. yağacak da 5 ay kalkmayacak, sonra da arada sırada yağmaya devam edecek 2 ay daha.yuhh. yol yakınken dönsem mi diyorum yok yol da yakın değil ki ben o yolu kolay kolay çekemem tekrar. ama planım şu burda kar yağınca güneşli yerlere kaçmak misal los angeles:)) ya da miami:)) tabi bunlar için araba lazım.
aslına bakarsanız burda herşey için araba lazım, çünkü burası meczuplar cenneti bildiğin freak show. bir dudağı yerde bi dudağı gökte amcalar, bi gözü hanyaya bi gözü konyaya bakan teyzeler, alkolikler, paçozlar, apaçiler ne ararsan ya da ne aramazsan hepsi yayan geziyor ya da otobüse biniyor:)) abarttım sanırsınız günahımı alırsınız. arkadaş ben bu kadar meczubu bi arada görmedim. allahtan bi zararları yok ama gece görsen altına işersin. arada sigara isteyenler, bozuk para isteyenler oluyor ama çok şükür yok deyince üstelemiyorlar.
geçen kırmızı ışıkta bekliyoruz oldukça uzun sürdü yeşil yanmadı shrek 'kırmızıda geçmek için çok uzun bir yol' olduğunu söyledi, bunu duyan freak teyze ''Watch this'' diyerek kendisini yola attı ve bir hışım karşıya geçti. biz de önce öylece baka kaldık sonra gülme krizine girdik hatta şimdi bile o woçç dieys deyişini hatırlayıp gülüyoruz.

dün pazardan dönerken (pazar dediysem sakın kanmayın 1 paund yani yarım kilodan az domatesin 2,50 $ olduğu zenginler klübü) elimizdeki sebzelere bakıp (sebzeler dediysem kanmayın bir kaç domates birkaç salatalık) oo sağlıklı besleniyorsunuz hep fruit almışsınız dedi biri. hı hı  dedik geçtik ne meyvesi amca onlar sebze demedik.

yine bi gün kırmızı ışıkta bekliyoruz bir türlü yanmıyor. karşıdan sarhoş amcanın biri geçti geldi yanımıza varınca, sakın geçmeyin bilmem kaç dolar cezası var ödemezseniz de jail de yatarsınız dedi:))

anladığınız üzere kırmızı ışıklarla başımız dertte, uzun yanıyorlar ve caddeler çok geniş olduğu için karşıdan karşıya geçerken imanımız gevriyor. ama yine belirtmek isterim ki soforler çok saygılı kurallara stop yazan yerde mutlaka duruyorlar, kurallara uyuyorlar, hız yapmıyorlar zaten de yapamazlar her yer kamerayla izleniyor, big brother bizi izliyor:))

neyse çok uzattım. sıkılmışsınızdır.  okuyanlar bi işaret bıraksın shrekin morali bozuluyor kimse takip etmiyor demeye başladı ben okuyorlar diyorum ama inandıramıyorum:))

doğum günü zuccini si


evet canım arkideşim doğum günün kutlu olsun. bu yıl da geleneği bozmayarak geç kutluyorum doğumgününü, malum zaten unutmak mümkün değil facebook hatırlatır:)) bu resimde görmüş olduğun zukiniyi senin, babamın ve ebrunun doğumgünlerinizin şerefine kesip yedik.



BABACIĞIM senin de doğum günün kutlu olsun. nice yıllara hep birlikte girelim inşallah. hep sağlıklı ol.
ebrucum yanlış hatırlamıyorum değil mi facebook hatırlatmadı ya da gözden kaçırdım senin de doğum günün kutlu olsun.

hepinizi seviyoruz. nice mutlu yaşlara

shrekten de daha devler varmış



Tarihte bir ilk yaşandı, görenler görmeyenlere anlatsın shrek'e büyük gelen ayakkabıya abd'nin nevada eyaletinde rastlandı:))

bakın bakın neler aldık


elimde görmüş olduğunuz tencere seti, kettle, french pres ve cüzdan geçtiğimiz gün alınmış olup resimleri ancak yüklenmiştir. tencerelerde taze fasulye ve makarma pişirilip afiyetle yenmiştir.:))) 

2 Eylül 2010 Perşembe

@ Raley's

Başlık ne alaka şimdi diyebilirsiniz ama bugün pazar gününden sonra karnımızı tıka basa doldurmamızı sağlayan market ile başlayalım dedim. Bugün Fiona nın da dediği gibi research mentorumla buluşmaya gittim. Kendisiyle Antalya daki konferanstan tanışıyoruz zaten o yüzden çok kasıntı bir ortam yoktu. Henüz üniversitenin nimetlerinden faydalanamadığım için üzgün olduğunu fakat Fulbright ve IIE arasındaki bir anlaşmazlıktan kaynaklandığını söyledi. Bu da ne demek şimdi diye sorarsanız hemen bir parantez açıp welcome packet ı almaya gittiğimde karşılaştığım problemi anlatacağım. DS-2019 formunda kategorim non-degree student olarak göründüğü için üniversiteden 3 kredilik bir seminer dersi almam lazım imiş. bunun yaklaşık fiyatı da 1200 bucks imiş:)) hemen IIE advisor a mail atarsın, nolcak bu durum diye siz ödeyecekseniz bu paraları eywallah ben alırım 3 kredi sorun değil :)) Neyse şimdi sorunu çözmeye çalışıyorlar ben de turist Ömer gibi Reno yu keşfediyorum Fiona ile birlikte. Neyse parantezi uzun tuttuk. Efendim hocayla sohbet muhabbet iyi de birşeye ihtiyacınız var mı deyince ben oturduğumuz yere yakın sebze meyve alabileceğimiz bir yer var mı diye patlattım soruyu :)) açız valla  napcan. önce karnımızı doyuralım da...Neyse Raley's diye bir yer var dedi buraya yakın. Tabii buraya yakın deyince insanlar arabayla olan yakınlığından bahsediyorlar. Haritadaki yakınlığa da sakın kanmayın derimm. Haritada işaretledi bir güzel marketin yerini, ben de hemen müsade isteyip daireye döndüm Fiona yı aldığım gibi vurdum ikimizi yollara. Üniversite nin kavşağından hayellediğim için yolu  o tarafa doğru yürümeye başladık. Başladık ama yolun sonu gelmiyor. Bir o tarafa gidiyoruz bir bu yola sapıyoruz Fiona ya diyorum nereden gideceğiz, onun da dili ağzında yürümekten canı çıkmış hava da sıcak düne nazaran. Neyse 7th St. tabelasını görünce biraz daha yürüdükten sonra rahtlıyoruz çünkü market bu yol üzerinde ama yürü yürü bitmek bilmiyor. Sonunda bir kavşağa geliyoruz dilimiz damağımıza yapışmış bir şekilde. Fionaya diyorum burası çok tatlı bir market arabaların kalantorluğuna bakarak. O da katılıyor bana ama çaresiz birşeyler almak zorundayız. yememiz lazım. :)) Dalıyoruz içeri deli gibi terler fışkırıyor bedenimden. İçerisi cennetten bir köşe nasıl soğutuyorlarsa üşütmüyor allahsız :D I'm in heaven şarkısı çalıyor bilinçaltımda. Neyse ben salmışım kendimi. Fiona bana alışverişe ver kendini diyor topla şasiyi. Raley's aynı zamanda sebze ve meyva cenneti. Her türlüsü var 4$a enginar bile var. Fiona nın enginar krizi tutuarsa nereye gideceğimi biliyorum en azından artık :) İçkiler, o içkiler yok mu. Ne pahalıya içiyoruz biz bunları Türkiye'de aklım hayalim almıyor. Kayıntıyı düzüyoruz sonunda Fionaya diyorum hadi yeter bunun bir de geri dönüşü var. Az yol gelmedik. Nerden baksan bir 5 km yürümüşüzdür gelirken. Dönüş yolunda bir kestirme buluyoruz. I-80 otoyolunun üzerinden kumrular gibi süzülüp bizim mahalleye akıyoruz elimizde yükler. Zar zor atıyoruz kendimizi daireye güzel bir yemeğin hayaliyle. Ondan sonrası malumunuz bir arkadaşın dediği gibi şov yapıyoruz tavuk salata, şarap ve Türkiyedekine benzeyen ekmekle. Bugünkü maceramız mutlu son ve dolu midelerle bitiyor...  

home alone

shrek az önce üniversiteye gitti, ben de evde ya da artık ne denirse odada yalnız kaldım. tv izliyorum, bride wars diye bi film var önceden izlediğim için anlamakta sorun yaşamıyorum. bugün hava yine bulutsuz. güneşli. dün de gayet güzeldi, terletmeyen bi sıcaklık vardı. bu güzel havayı değerlendirdik ve şehri keşfe çıktık eksik olan eşyaları tamamlayabilme umuduyla.
öncelikle otobüslerin kalktığı ana durağa gittik. atm ye benzeyen bir makineden 4 dolara 24 saat istediğimiz kadar otobüse binebileceğimiz biletlerden birer tane aldık. gideceğimiz yere bizi götürecek otobüslerin kalkış noktasını bulduk. biraz bekledikten sonra kadın şoförümüz geldi. kendisi oldukça yaşlı, şişman ve gıcık bir tipti. hatta shreke bileti doğru şekilde makineye okutamadığı için kızdı:)) neyse bindik oturduk. otobüsün içi buzzzz gibiydi shrekin kolları bile buz gibi oldu. bir ara dayanamayıp bi durakta inip bir sonraki otobüsü beklemeyi ve o arada ısınmayı bile düşündük. otobüste havalandırma son hızla çalışmasına rağmen yine de içerde berbat bir koku vardı. bu kokulara nasıl alışacağımı bilmiyorum. neyse bir kaç durak geçtikten sonra durakların birinden 3 tekerlekli motorsiklet tarzı bir engelli arabasıında bir kadın binmek istedi. otobüs yanaştı, aşağıya çöktü, bir rampa ortaya çıktı, engelli vatandaş arabasını sürerek içeri girdi, defalarca manevra yaparak yerine yerleşti. bu sırada bizim şişman ve gıcık sofor teyze kalktı, önce oturma yerlerini katladı, kadının aracını zincirlerle sabitledi, ok olup olmadığını sordu, biletini aldı, yerine oturdu. bütün bunlar olurken o duraktan otobüse binecek yolcuların hepsi dışarda bekliyordu. sofor teyzem nihayet izin verdi de bindiler otobüse.  ondan önce kimse yeltenmedi bile allahtan biz orda değilmişiz diye düşündüm o sofor bizi fena rezil ederdi beklemeden bindik diye. 
titreyerek son durağa alışveriş merkezinin olduğu yere geldik. alışveriş merkezinin bizimkilerden çok farkı yoktu yalnız haftaiçi olması dolayısıyla oldukça sakindi. herşeyi inceledik, labor day de indirime girerse alacağımız şeyleri kafamıza yerleştirdik. bir aşağı bir yukarı yürüdük. bu kısım senin için D.- body shop gördüm hemen içeri daldım ama malesef fiyatlar bizdekinden ucuz değildi.. belki krismısta diyerek çıktım..-
shrek için burası cennet tahmin edebileceğiniz gibi, ayağına göre ayakkabılar, boyuna göre pantolonlar... hemen iki pantolon aldık bile.ayakkabı işini de labors day e bıraktık belki iyi birşeyler düşürürüz.. kısmetse..
best buy a gittik. kendime bir ipad beğendim. 
ayrıca bu yıl kışa kendime bir ugg alacağım sanırım geçen yıl tüm saydırdıklarımı yalayıp yutarak. napalım buranın kışıyla başka türlü başa çıkılmaz.
dönüş otobüsünde ise karşılaştığımız başka bir olayı paylaşayım, herifin biri elince büyükçe bir valizle binip öndeki yan duran üçlü koltuğa oturdu. bunu gören şofor işi gücü bırakıp ayağa kalktı ve herife o çantayla orada oturmayacağını çantanın yürüme yoluna geldiğini kalkıp arkaya oturmasını söyledi. hayretler içersinde kaldım otobüste toplasan 10 kişi yokuz ama kurallar kurallar kurallar...
dün bir kez daha gördük abi herkesin arabası var, yolda yürüyen yok, millet binmiş ciplere geziyor geziyor geziyor:)) bunu gören shrekin kıskançlıktan çatlayışını görmeniz lazımdı.

dün çok gezdik çok yorulduk ama istediğimiz şeyleri bulamadık misal hala tenceremiz yok.. ayrıca yiyecek hiçbirşeyimiz yok. annem duymasın dün akşam yemek yemeden yattık. yemek dedim de dün gittiğimiz KFC den bahsetmezsem olmaz. otobüsle giderken daha sabah fark ettim ve KFC ye gidelim diye tutturdum. günlerdir ilk defa damak tadıma uygun içinde domuzun d si geçmeyecek bir restoran buldum diye sevinmeye başladım. çok acıkmış bir halde KFC den içeri daldık. burnuma hemen o tuhaf koku geldi ama bir anlam veremedim. içinde tavuk göğsü parçası olan bir menü söyledik shrek gril istedi ben aynı izmirde yediğim gibi orjinal olsun dedim. menüleri aldık, oturduk. aa bir baktım benim tavuk burgerin içinden iki dilim kızarmış bacon çıkmasın mı... ya bu domuzun girmediği bir dükkan yok mu arkadaş amerikada.. neyse baconları çıkardım içinden aldım bi ısırık burgerdan.. ıııhh.. yok aradığım tat bu değil içindeki sostan mı ne tuhaf geldi, her ne kadar shrek normal bu tadında birşey yok dese de.. yiyemedim. allahtan patates yine kurtarıcım oldu, spice patatesleri yedim, limonlu gazozu içtim. akşam da hem yorgunduk hem de yemek yapmak için alışveriş yapamadığımız için evde birşey yoktu, mısır yedik bir paket. ben yine iyiyim de gürçün burda olsa çoktan açlıktan mortlamıştı gibi geliyor bana:))
alışana kadar böyle gidecek.. sebze satan bir market bulabilsek... belki bugün... bir de tv de bir reklam vardı türkiyedeyken türk damak tadını arayanlara falan diyordu da bana çok anlamsız geliyordu... bunu anlamak için   sınırları geçmek gerekiyormuş meğer.

anne rachel ray i izliyor musun, bak ben şu an ona bakıyorum.. beraber izlediğimiz günleri hatırlıyorum..

biraz da resim:


baba bak bu sana bahsettiğim tren bir sabah bir akşam geçiyor artık ne taşıyorsa


bu da üniversitenin kampüsünden bir görüntü...

1 Eylül 2010 Çarşamba

apartmante kombinito



işte bu da bizim yeni eemis:))tek odalı kombili:)) oda arkadaşım bu yıl nba de oynuyor antrenmandan sonra duş alması gerek ya ondan kombili olsun dedik. :))
nasıl?? hadi çıkın çıkın gelin